Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Gözüme takılanlar

Sweet ve Betül^_^

 

Öldüm

Çoook hastayım, çookk!..

Hapşırık, öksürük, boğaz ağrısı o yetmez gibi bir de baş… Dün de yağmuru yedim bir güzel. Sıçana dönmek derler ya işte onu yaşadım. Kendi boyutlarımdaki bir limondan daha çok suyumun çıkacağı kesindi. Eve geldiğimde duyduğum ilk söz “Doğru banyoya!” oldu zaten. Bugün okulda da dersleri dinlerken öldüm ya. Hele matematik dersine geldiğimizde bitmiştim ama hocanın da bitmiş olmasının kaymağını yiyip sessiz ve sakin 2 saat geçirdim ki zaten arkasından eve gitme zamanıydı. Kurtuluş zili bu kez benim için çalıyordu.(Gülpembe yahu bizim okulun zili.) Ama şimdi yapmam gereken bir sürü ödevim ve geçirmem gereken bir defter var. Ama hiç içimden gelmiyor ders çalışmak. Ama cuma günü hoca sorar bu içten gelmeyen şeyi. Neyse ben ödevin başına gideyim. İstemeye istemeye de olsa zorunluluk işte. Sorumluluk sahibi(!) bir öğrenciyim ya ben. Ödevler de neymiş hem. Karmaşık sayılar mı zor gelecek bana. (Bu kadar gaz yeter. Hadi ödevin başına.)

Etiket :
mydreamistobefree
24 Eylül 2007
17:14
Yorumlar :0
 
 
 
 

Sonbahar Çarptı Yüzüme

Sonbahar gelmiş…

Hiç farkına da varmadım hâlbuki. Gizli gizli gelmiş bu yıl. Peki, bu ajan misali arkadaşı ben nasıl fark ettim? Yapraklardan. Yine bir gün yürüyordum ve birden nereden geldiğini anlamadığım sert bir esinti, yüzüme çarptı yerdeki kuru, sararmış yaprakları. Şimdi diyeceksiniz ki sen görmedin mi ki yerdeki yaprakları da rüzgârın bu galeyanına sebep oldun? Evet arkadaşım, görmedim. Ben burnum bulut çize çize yürürüm. Yere bakmak gibi bir alışkanlığım yoktur. Bunu anlayan rüzgârda “Bunun bir halttan anladığı yok. Bari gözüne sokayım da şu yaprakları, anlasın dünyada neler olup bittiğini.” Demiş belli ki. Ama havada hiçbir değişiklik yok, nedense. Hâlâ çok sıcak. Hâlâ yaz havası. Ama sonbahar gelmeye başlamış ağırdan ağırdan. Anlaşılan sonbahar bu yıl ağaçları sessizce soyup, gidecek…

  "İşte budur" dedirten yeni keşfettiğim bir blog... 

(Dip Karalama: Önceki yazımda reklam yorumları hakkında hoş olmayan bir kısım vardı ya. İşte o yazıda bir de ona örnek var. Arkadaşın teki okumamış olsa gerek ki yazıyı böyle bir gaf yapmış. Ama silmedim, silmeyeceğim. O da örnek yorum olsun. )

Etiket :rüzgar , sonbahar , yaprak , yorum , örnek
mydreamistobefree
08 Eylül 2007
23:25
Yorumlar :0
 
 
 
 

Anne Ben Blogcu Oldum...

Geçen gün yine bir gezintiye çıktım blog dünyasında, bir de ne göreyim? Eline klavyesini alan “Nasıl Blogcu Olunur?” sorusunu sorgulamış. Kaç tane okudum hatırlamıyorum ama sayıları hatırı sayılır bir hâl almış. Açıkçası hiçbiri “İşte budur!” dedirtemedi. Ama hepsinin de haklı olduğu belli noktalar vardı. Ama bakıyorum yorumlara, herkes tav. Ya bende bir gariplik var ya daa…

“Peki” dedim “Benim kafamdaki ne?” Yoksa çok mu büyüdü benim burnum, neden beğenmiyorum kimseyi. Öyleyse bir gözden geçirmeli benim “Blogcu” anlayışımı.

 

Bir kere blog dedin mi güncel olacak. Kendisinden bir şeyler katacak blogcu yazdıklarına. Kendisini yazacak mesela. Oradan buradan arakladığı yazıları, bilmem hangi gazetenin manşetini değil. Peki, bunlar yazılmaz mı? Yazılır tabiî ki. Ama o yazılara kendinden bir şey eklersen, ne bileyim işte eleştiri bazında mesela. Ama kopyalayıp yapıştırmayacaksın o yazıyı bloga. (Sonra kolpa blog ödülü ahududuyu dayarlar önüne.) Bir de üslup çok önemli bir yazıda. Hani konu okunmayıp yanında yatılası bir yazı da olsa tarzın her şeyi değiştirir. Öyle bloglar var ki okurken elektronik bir eşyanın kullanım kılavuzunu okuyormuş (ki nefret etmişimdir hep bu kılavuzlardan) gibi hissediyorum. Ne kadar kasıyorlar olayı yahu. Rahat ol biraz. Biraz samimiyet koksun yazdıkların. Ha bir de konudan konuya atlama. Neyi anlatacaksan onu işle sadece. Öyle yazılar var ki, yazarken içinde kaybolunmuş adeta. Bir şey anlamadığın gibi kafan kazana dönüyor ve hışımla kapatıyorsun pencereyi. Bir de şu yazım hataları, yanlış kelime seçimleri… “Acaba bu arkadaş ne demek istedi burada?” gibi sorulara neden oluyor hatta bazıları. Hele bir de bir büyük bir küçük harfle yazanlar yok mu? Ya her şeyi bıraktım üşenmiyor musunuz o harfleri o hâle sokmaya? Sadece kirlilik başka bir şey değil. (Hazır yeri gelmişken söyleyeyim. Bu kelimenin doğrusu “Değil”. “Deyil” değil!) Bırakın yazınız sizi yansıtsın. Benliğinizi ve karakterinizi okuyucuya anlatsın. Öylesi daha bir makbule geçer.

Yazı olayı tamam herhalde. Şimdi sıra geldi şablona. Şablon dediğin sade olmalı bence. Adama bağlantı aratmamalı! Orasına burasına banner sokuşturulup, çingeneye benzetilmemeli. Anladık onları koyman gerek ama menüyü ikiye bölüp tam ortaya sıkıştırmak da nerden çıktı yahu. Mesela o tür eklentiler için yeni bir alan ayarlanabilir. Ziyaretçinin önüne yırtık dondan düşer gibi çıkmasın da. Bir de renkleri var tabi bu şablonun. Onlar da uyumlu olsa hiç fena olmaz hani. Göze hitap etse kötü mü olur yani?

Son olarak reklâmlar. (Konu bitti de reklâmımız eksikti sanki) Ben hiç sevmemişimdir şu reklâm işini. Blogum benim için hep özeldi ve üzerinden para kazanmak bana hiç hoş gelmedi. Ama bazıları öyle güzel oturtturuyor ki reklâmları da. Şablonla bütünleşiyor resmen. Yapacaksan sen de öyle bir şeyler yap. Yukarda anlattığım banner olayına dönmesin. Ama öylede olsa istemem ben onlardan. Bizim ki non-stop yayın canım.

Peki bloglama işlemini gerçekleştirince blogcu olundu mu? Tabiî ki hayır! Bu işin bir de yorum bölümü var canım benim. Eğer gerçek bir blogcuysan yorum yazmayı da bileceksin. Peki neye göre yazılır bu yorum? Elbette ki okuduğun yazıya göre ama yorumu okuyacak arkadaşın kim olduğu da önemli. Yazısından anlarsın zaten az çok nasıl bir olduğunu. Ona göre, onun zevkine hitap edecek bir şeyler yazmalısın. Hani bazı yorumlar vardır, kalıplaşmış. “Ellerinize sağlık”, “Yüreğine sağlık”, “Süper bir yazı”, “Tebrik ederim”, “Başarılarının devamını dilerim” … Daha da uzar böyle. Bunlar insana “Neyse, yazmış ya ona bak” dedirten hissiz yazılardır, kukladır, plastiktir, yenmez! Bir de bunlardan beteri var tabiî. Onlar da şu reklâm yorumları. Adam hiç bir yorumda bulunmaz. Aslında zahmet edip okumamıştır bile. Sadece blogunun kısa tanıtımını yazıp bir davetiye bırakır ki gereksizdir bu. Zaten iyi bir blogcu yorumları cevapsız bırakmaz, bırakmamalıdır. O kişi senin yorum yazma inceliğine aynı incelikle cevap verecektir zaten. Bu hareket niye? Ve o reklâmlar aslında ölüdür. Nefret olayıdır. Mide bulandırır. “Yazmasan daha iyiydi” dedirtir ve hatta silinir. Güzel yorum yazıda anlatılmak istenen duygu ya da düşünce ne bileyim işte aktarılmak istenen şeyin kalbini bulup fikrini beyan etmektir. Ama katılırsın, ama katılmazsın. Fakat yorum kirliliğinden daha iyidir katılmamayışını belirtişin.

Şimdi her şey tamam olduğuna göre gelelim ziyaretçi olayına. Aslında sen bunları yapınca ziyaretçi zaten gelecektir. Özellikle yorum yapmak çok önemli bu konuda. Onun dışında başka siteler de  (Blograzzi, Blog Yazarları ya da bir sürü toplistler ) var blogunu tanıtabileceğin ama en etkili yol yorumlardır.

 

Ooooo… Çok yazmışım yine yahu. Elimin de ayarı yok hani.

Eğer bu yazıyı sonuna kadar okuma sabır ve cesaretini gösterdiysen gerçekten tebrik edilesi insansın demektir.  

 

Ve bu yazının üzerine güzel bir örnek lazım değil mi? Öyleyse hadi zupermen’e

 

(Dip Karalama: Bütün bunları yapıp da hâlâ adam yerine konmamanız söz konusu ise bu tamamen sizin yeteneksizliğinizden kaynaklanıyor demektir. Hiçbir sorumluluk alamam. )

Etiket :blogcu , yazı , yorum , şablon
mydreamistobefree
06 Eylül 2007
21:47
Yorumlar :1
 
 
 
 

Ama Hâkim Amca!....

Yaa şimdi olaya “Aaa bilior musunuz Wordpress kapatılmış!” diye girmek istemiyorum. Çünkü Sağır Sultan dün mail attı, o da duymuş olanları. (Ha bu arada o da çok şaşırmış ve üzülmüş) Peki neden kapatıldı Wordpress? Ben bir bilen bulamadım. “Biri bana anlatsın” durumu yaşıyorum.

 

Ama bazı fikirlerim var;

Fikir 1: Kendini bilmezin teki Wordpress ailesine katılıp kendini bilmezliklerine devam etti. Hâkim amca da “Word dostum bak bu olmadı işte!” diyerek. Bu da sana kapak olsun olayına girdi.

 

Fikir 2: Wordpress’ e karşı bir güç gösterisi. “Ulan sen misin bizim halkımızı galeyana getirip, blog dünyasına sokan ve o da yetmezmiş gibi bilinçlendiren. Al sana kapak!” diyerek son noktayı koydu. Zira bilinçlenen halk bu kez sistemi yargılamak isteyecek ki bu da birilerinin işine gelmez.

 

Fikir 3: Hâkim amcanın Wordpress de bir blogu vardı fakat kapatıldı. Hakim amcada “Öyle değil böyle kapatılır!” diyerek sinirini kustu.

 

Fikir 4: Hâkim amca pek bir yurtsever çıktı. Şöyle ki “Ulan parayı ele vereceğinize kendiniz yiyin. Türklerden alan alın!”dedi ve “Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı!” politikasını izledi.

 

Fikir 5: Hâkim amca internet denen şeytan işini bize unutturmak için bloglarımızı elimizden almaya karar verdi. –Büyülü bu melet, büyülü!-

 

Fikir 6: Hâkim amca blog açmaya çalıştı ama beceremedi. “Ben yapamıyorsam kimse yapamaz!” dedi ve Wordpressi tek kalemde sildi.

 

Fikir 7: Hâkim amca “Bir sabah uyandığımızda Türkiye’de Worpress kalmamış! İlk tepkiler ne olurdu?” Adlı kitabı için malzeme topluyordu ve toplumun vereceği tepkiyi ölçmek için Wordpress’i kapattı.

 

Fikir 8: Hâkim amca baktı ki bazı yerlerde saçma sapan kavgalar oluyor bu bloglar yüzünden. “Bir daha kavga edin de göreyim.” diyerek Wordpress’e erişimi engelledi. – ama amcacım nette çareler tükenmez. Giren giriyor valla-

 

Fikir 9: Hakim amca reklam peşinde!!!! “Reklâmın iyisi kötüsü olmaz” politikasına fena kapıldı. Ekşi Sözlük, Youtube derken Wordpress’e de el attı.

 

Fikir 10: Hâkim amca aslında  Wordpress’i çok seviyor! Bu nedenle “Sana benden başka kimse bakamaz!” diyip Wordpress’in üstünü kapattı, onu yabancı gözlerden sakladı.

 

Evet, böyle uzun bir liste var aklımda. Peki, ama hangisi doğru cevap? Ya da bunlardan biri doğru mu? Adaletin kestiği parmak acımazmış ama bir de o adaletin neden Saw olaylarına daldığını öğrensek.  Bir bilen varsa Allah rızası için beni de bilgilendirsin!!!!....

(Dip Karalalama: Bu yazı sonrası benim blogum hâlâ yayına devam ediyorsa ya hâkim amca şakadan anlayan bir kişiliğe sahiptir ya da daha bu yazıyı görmemiştir.)

 
 
 

Buradan Anlatayım Sana...

Gelme sakın buraya

Sen dur orada

Ben sana anlatırım burayı mısralarımda

Merakına değmez ama

Anlatırım yine de sana

Ama sen kal orada

Zaten yakında orayı da mahvetmeye geleceğiz

Tanışacaksın yani bizimle

Evrenin düşünebilen tek canavarıyla

 

Sen çok büyütmüşsün bizi yahu

Çok abartmışlar bizi sana

Dinleme onları ama

Sen insanı insandan dinle

Anlatırım ben kendimi, yaşam alanımı sana

Nasıl öldürdüğümüzü birbirimizi

Nasıl acımadığımı

Hepsini anlatırım sana

 

Verdiğimiz zararın boyumuzu aştığını mesela

Evreni dönülmez yola nasıl soktuğumuzu sonra

Tek tek anlatırım sana

 

Ormanları yakıp utanmadan nefes alışımızı

Hayvanları şık görünmek adına vurduğumuzu

Teknoloji adı verdiğimiz canavarımızı

Bombamızın etki alanının büyüklüğüyle övündüğümüzü

Hiç de düşündüğün gibi olmadığımızı

Anlatırım ben sana

 

Çocukları öldürüp güldüğümüzü

Birilerinin acılarından zevk aldığımızı

Karanlık düşlerimizi

Düşünülmeyen adımlarımızı

Topluma uyma namına yaptığımız yanlışları

Bu mısralarımda anlatırım sana

 

Gerçeklerden kaçıp yalanlara sığındığımızı

Sırf bizden büyük diye birilerini haklı yaptığımızı

Çıkarlarımızı nasıl yangında ilk kurtarılacak eşyalar yaptığımızı

Gülümseyişler arkasındaki canavarlar olduğumuzu

Anlatırım hepsini sana

 

Nefreti nasıl taşıdığımızı küçük yüreklere

Amacımıza engel olacakları nasıl sildiğimizi de

Yaptıklarımızı kendimizden üstün gördüğümüzü gerçeğiyle

Anlattıklarımın nefrete sebep olacağını bilsem de

Anlatırım sen sordun diye

 

Yeter ki sen gelme buraya

Anlatamadıklarımı görme

Bizim hoş geldin partilerimizin bir deneği olma

Çok değil zaten

Kısa bir süre sonra bozacağız oradaki barışı da

Az kaldı, bekle…

 

Yakında dünyamızı genişletip, acıyı oralara taşıyacağız.

Huzur bulunun her bir köşenizi

Mutluluk kokan bahçelerinizi

Nasıl da yok ettiğimizi

Göreceksin, sadece bekle…

 

Yapmacık hayatlar kuracağız oraya da dekordan

Silahlarımızı kulislerde tutacağız

Sizin en savunmasız anınızda

En beklenmedik zamanda

Mutlu zannederken siz kendinizi

Bitireceğiz bu işi

Çok merak ettiğin biz

Seni ve dünyanı yok edeceğiz.

 

Hâlâ merak ediyor musun bizi?

Taktığımız maskelere mi takıldın yoksa?

Çok mu sevimli, dost canlısıyız oradan bakınca?

Yaptıklarımızı şaka mı sandın yoksa?

Sence bu bir oyun mu?

Aç gözünü, uyuma!

Kendi kendini katleden bir ırk var karşında!

 

Biz kendi çocuklarımızı öldürür

Güçlülere kanını içiririz.

Biz düşmanımıza zehri

Tatlılar içinde veririz

Bir ülke için biz

Ailemizi gözümüzü kırpmadan yok ederiz

 

Az kaldı, bekle,

Yakında sizdeyiz…

(Ve efsane geri döndü...)

Etiket :alen , canavar , gelme , insanlık
mydreamistobefree
19 Ağustos 2007
03:03
Yorumlar :0
 
 
 
 

Koca Kafalar (Özgü de onlarla)

Öncelikle bir selam vereyim. Sonra destursuz girdi denilmesin arkamdan. Geçen gece –bazı nedenlerden dolayı nette değildim- kanalar arasında zaplamak diye tabir edilen eylemi gerçekleştirirken karşıma “Koca Kafalar” çıktı. Pek fazla televizyon izlemememden kaynaklanıyor olsa gerek ki ilk defa izledim o programı. Ha daha önceden bilmiyor muydum ben bu ikiliyi? Biliyordum elbette. Ama televizyonda ilk kez izleyecektim. Tabi bir merak uyandı hemen bende. (Ama belirtmeliyim ki çok da severek izlediğim videoları olmadı şu güne kadar.) Bir de olayın içine Özgü Namal girince, bendeki merak attı. Ama hiç de bu kadar meraka değecek bir program değilmiş, onu anladım. Bir kere Özgü Namal –bence- oraya hiç yakışmamış. Kafamda hep zıppır ama şeker bir tablo çizmiştir çünkü. Ama orada fazla yapmacık geldi bana. Oraya Gülse Birsel daha çok yakışırdı kanımca. Zaten konuşma ve espri tarzı insana hemen g.a.g ı anımsatıyor. Sanki Gülse yazmış da Özgü oynamış –daha doğrusu oynayamamış- gibi. Videolar desen zaten içler acısı. Tamam, replikler güzel oturmuş karelere ama espri anlamında hatırı sayılır bir cümleye rastlamadım. Güldürmeyi fazla amaçlayan 2. sınıf eğlence programlarına benziyordu açıkçası. Peki, güldüm mü? Doğruyu söylemek gerekirse evet, bazen bir tebessüm oluştu yüzümde. Ama kesinlikle beklentimin altında bir hâldi bu. Zaten şu güldürmeyi fazla amaç edinme olayı öldürmez mi programları hep. Önce iyi tutar program. Sonra işin iyi gittiğini gören patron baskısıyla ya da “Hadi işi biraz daha ilerletelim, milleti kopartalım.” Düşüncesiyle güzelim program katledilir, reytingler düşer ve temiz ekran düşüncesini desteklememize bir neden daha doğar.

 

Sonuç olarak ben bu programı beğenmedim ve bir gecemi böylesine berbat bir şov için mahvettim. Ayrıca Özgü Namal’a duyduğum sempatiden de oldum.

 

 
 
 

Vur(dular)!!!!!

Savaştı…

Savaşın tam ortasıydı…

Kan vardı…

Nefret vardı uykusuz gözlerde…

 

Canına tak etmişti artık,

Bıkmıştı…

Bir şeyleri bitirme isteği,

Bütün vücudunu sarmıştı…

 

Yeteeeerrr!...

Evet, yeterdi.

Bu şey artık bitmeliydi

Ve O,

Dur demek istedi!

 

Umurunda değildi ne olacağı.

Durdurmak isteği…

İşte onu bu tetiklemişti.

Belki de gördükleri,

Duydukları harekete geçirmişti.

 

Küçüktü…

Zayıf bedeni kararlıydı ama…

Ve O,

Büyük teneke yığınlarına seslendi,

Avazı çıktığı kadar bağırdı.

Buradayııımm!

 

Evet, oradaydı…

Oracıkta savunmasızdı…

Kucak açmıştı onlara

Sıcacık kucağı olan annesini,

Boynuna sarıldığı babasını alanlara…

 

Haklıydı…

Kimse ona dur diyemezdi.

Verdikleri bunu almasına yeterliydi…

 

Ve onlar!

Onlar da kucak açtılar ona.

Soğur duruşları oldu son gördüğü O küçüğün.

 

Yererdi bu kadar Ona göre

Ama onlara yetmedi

Bir kez daha, bir kez daha,

Ve bir kez daha bağırdı…

Sinirini çıkarana dek,

Bu işe son verene dek bağıracaktı.

 

Küçücük bedenine ağır gelmişti bu yük

Ve onlar daha da ağırlaştırdılar

 

Onu, koca bombaların son durağı yaptılar…

Etiket :bomba , küçük , savaş
mydreamistobefree
16 Ağustos 2007
17:06
Yorumlar :0
 
 
 
 

Uzanıp da dokunamadığım ellerin var...

Photo

Hayaletler var etrafımda!

Uzanıp da dokunamadığım eller var.

Hissettiğim fakat göremediğim,

Duyduğum ama dinleyemediğim kesik sesler var.

 

Biliyorum!

Orada bir yerdeler

Hissedebiliyorum varlıklarını

Kimi zaman duyuyorum adımlarını

Ama dokunamıyorum ellerine

Göremiyorum yüzlerini

 

Her an peşimdeler sanki

Beni izliyorlar uzaktan bir yerden

Nefesleri ensemde gibi!

Görünmez bir el

Sürekli karıştırıyor sanki içimi

Ben her toparladığımda kendimi,

Yaramaz bir çocuk misali dağıtıyor beni.

 

Ve bu çocuk rüzgârlarda gizli

Her esintide vurup kaçıyor

Ne yapma istiyorsun Allah aşkına?

İstediğin ne? Söyle bana

Bu takipler

Bu gözetlemeler

Neden beni istiyorsun?

 

Beynimin içinde sanki

Düşüncelerim, hislerim, isteklerim…

Beni ben yapan bütün parçalarım sende

Yap-boz misaliyim elinde

Kırılmadık tarafım

Bozulmadık yanım kalmadı

Dengem altüst oldu ellerinde

 

Neden bu kadar oynuyorsun benimle

Susma ne olur!

Cevap ver!

Sessizlik arkasına gizlediğin

Bana bir türlü vermediğin bu cevaplar…

 

Arkamı döndüğümde yoksun

Ama oradasın, biliyorum

Neden kaçıyorsun böylesine içimdeyken?

Bu oyun niye?

Zaten çok karmaşığım içimde

Her düzelttiğimde bir şeyleri

Neden karıştırıyorsun beni?

 

Biliyorum, oradasın

Hissediyorum!

Karıştırdığın duygularım var.

Saklanıyorsun!

Ama içimdesin

Benden bana kaçıyorsun.

Yüzün içimde gizli!

Söyleyemediğin her neyse

Onu hissediyorum kalbimde

  

Senin, uzanıp da dokunamadığım ellerin,

Tam kalbimin üzerinde…

Etiket :eller , hayalet , saklanmak , uzanmak
mydreamistobefree
14 Ağustos 2007
17:00
Yorumlar :0
 
 
 
 

Geveze(yim)!

Offf!... Ne kadar gevezeyim ben yaa!... Her yerde başıma dert bu çenem!!! Susma özürlüyüm ben resmen. Aslında bir tutsam çenemi, eminim ki bu kadar sorun yaşamam. Ama olmuyor işte. Beceremiyorum! Milletin ağzına sakız oluyorum sonra böyle. Ama şu saat itibariyle bunlar geride kaldı. Artık susmayı öğrenmem gerek. Birileri gerçek anlamda rahatsız olmuş bu durumdan. Geyik ortamlarda da susmalıymışım(!). Madem öyle bende susarım. Hatta bir daha uğramam oraya. Milleti bu kadar rahatsız ettiğimin farkında değildim. Tanımadığım kişilerin ağzında adım! Bundan sonra bende sadece burada uzun uzun konuşurum. Buraya da karışamazlar herhalde. Ama merak ettiğim asıl konu gerçekten de rahatsız edecek derecede bir geveze miyim? Yoksa mübalağa kurbanı mı? …

Etiket :dil , geveze , millet , susmak , çene
mydreamistobefree
13 Ağustos 2007
19:33
Yorumlar :0
 
 
 
 

Sanal Yürüyüşüm...

S

Hani dedim ya geçen gün “Hiç yazasım yok.” diye. İte bugün tam aksi. Pek bir yazasım var. Bir mutluluk var içimde, ilk yazı hevesi gibi. Parmaklarım dolaşıyor birbirine. Nedeni mi? İnanın bilmiyorum. Bir heyecan kapladı ama içimi. O zaman durmamalı, yazmalı. Ha unutmadan bu gece birkaç blog gezdim. Hani şu kalite kokanlardan. Okudum da bol bol.Böyle yazılar okumak insanı mutlu ediyor nedense. Gazete okur hissine kapıldım hatta bir ara. Blog işine bu kadar düşkün olanların varlığından haberim yoktu doğrusu. Hani bilirdim de bu kadarını tahmin edemezdim. Ama sayıları haylice çokmuş. Böyle yeni yerler keşfetmek bir kıpırdanış salıyor insanın içine. Hele bir de güzel yazılar varsa. Sık sık yapmalıyım ben bu gezintileri. Peşime takılmak isteyenler için yakın bir zamanda en beğendiklerimi burada listeleyeceğim. Hep beraber turlarız artık neti. Gece serinliğinde ama. Gündüzleri pek vaktim olmuyor sanal yürüyüşlere. Bu saatlerde (03:37) gezebiliyorum ben bu bahçeleri. Zaten uykuyla iyice düşman olduk. Bende yazılara verdim kendimi. Okumak iyi geliyor bana. Eğer bu yazıyı buraya kadar okuma sabrını gösterdiysen sana da iyi geliyordur. O zaman geziyoruz değil mi? Güzel. Neyse kaçar artık bu kız. Yapacak başka işleri, okuyacak yazıları var.

 

(Dip Karalama: Sonuç olarak bölümünü es geçtim diye bu yazıdan ders çıkarmayı unutma. Gezmek lazım diğer bloglarıda. ;)